24 Kasım 2013 Pazar

bir film-bir kitap: GÜLÜN ADI

kış okuma şenliğindeki kitapların her birini 3 günde bitirmeyi adet edinmiştim ama bu sefer mümkün olmadı zira kitabım 600 küsür sayfa kategorisindeki 740 sayfalık GÜLÜN ADI adlı kitaptı.


yazar: umberto eco
sayfa:740
can yayınları
 
öncelikle kitabın pek de kolay olmadığını itiraf etmeliyim. tam kitabın ortalarındayken filmini izledim ve olaylar bana daha açık gelmeye başladı. film kitabı okumamı basitleştirdi ve film çok etkileyici idi. sean connery filmleri genelde kalitelidir zaten :)

    kitap hristiyan alemindeki bazı tarikatların sapkın özelliklerini inceden eleştiriyor. ve manastırda gecen bir cinayeti işliyor.
    yazar kitabın adını baştan 'manastırda cinayet ' olara koymayı düşünmüş ama kitap sadece cinayet odaklı olmadığı için adını dğiştirmeyi uygun görmüş ki bence de çok iyi yapmış. çünkü bence de tek odak noktası cinayet değil dediğim gibi Hristiyanlıktaki tarikatların eksiklik ve yanlışlıkları gibi geldi bana.
   Çömez Adso efendisi William ile manastıra cinayet gizemini çözmek için çağırılıyor, gittiklerinde pek de hoş karşılanmıyorlar. zira william manastırdaki kitaplığa girmek istiyor ama bu isteği reddediliyor, bu yüzden william ile adso kütüphaneye gizlice girip kitapları inceliyorlar.
     baştan tek bir cinayeti çözmekle yükümlü william üst üste gerçekleşen birkaç cinayetten sonra daha da zor durumda kalıyor.
   bu arada çömez Adso fakir bir köylü kızıyla yakınlaşıyor ama bundan pişmanlık duyuyor sonra. daha sonra bu kız cinayeti çözemedikleri gerekçesiyle gelen engizisyon mahkemesi tarafından suçlu olmamasına rağmen cadı olarak niteleniyor.
     efendi williamın zekasından etkilendiğimi itiraf etmeliyim.
     kitapta deccalden sıkça bahsediliyor.
     kitapta çokça geçen bir konu da gülmek. gülmek hiç hoş karşılanmıyor burada.
      ----kitapta etkileyici  ya da yanlış bulduğum bazı bölümler:
   
      -araç gereçler doğanın maymunu olan sanatın ürünüdür. (syf 39)

     - gerçeğin gücü öyledir, tıpkı iyilik gibi kendiliğinden yayılır. (50)

     - kitap kolayca incinebilen bir yaratıktır. zaman geçişi acı verir ona, kemirgenlerden kötü havalardan beceriksiz ellerden korkar.

      - insan gereğinden çok konuşarak da, gereğinden çok susarak da günah işleyebilir. (139)

      - ciddi şeylerin ardından şaka yapmana izin verildi, ancak bunu belli bir ağırbaşlılıkla yapmana. (196)

      - siz gülmeye gülüyorsunuz, ama gene de gülüyorsunuz. (198)

     - gündüz uykusu bedenin günahı gibidir, ne denli çok işlenirse o denli çok istenir. gene de insan kendini mutsuz hisseder; aynı zamanda hem doygun hem de doymamış (228)

     - bu dünya tipik bir labirent gibidir. girişi kolay, çıkışı çetindir. (230)

     - yalnız güçlüler, gerçek düşmanlarının kimler olduklarını her zaman açık seçik olarak bilirler. ( 276)

     - latince 'put' anlamına gelen idolüm sözcüğü... (298)

     - aşk acısı çeken iyileşmek istemez ( 456)

     - gerçek bizi özgür kılar (503)

     - bir bilginin ilk görevi yabancı dil öğrenmektir ( 511)

     - hiç kimse katil değildir, ilk suçu işleyinceye kadar (513)

     - içimde kötülük olmaksızın günah işledim. (531)

     - deliler ve çocuklar her zaman gerçeği söylerler (553)

     - kitabın iyiliği okunmasındadır (556)

    - basit insanlar her zaman herkes için bedel öder. (569)

    - deccalin gelmesi gerçekten yakındır, çünkü onu engelleyecek hiçbir bilgi kalmadı. (681)


 

 

23 Kasım 2013 Cumartesi

günden kalemime düşenler.1

-yarın öğretmenler günü ve  benim en güzel hediyem Aylinimin 4. ayını bitirip 5. ayına düşmesi olacak :)
-aklımda soru(n)lar cirit atıyor. yarın büyük gün iznim bitiyor. ve sanırım bana okul yolları görünüyor.

içimde hala bir kararsızlık, daha çok erken değil mi bebeğimi bırakıp okula gitmek için????

bensiz nasıl uyur, karnı tam doyacak mı? daha izin alsam mı? ama maaştan da kesinti oluyormuş...

bir yandan son sınıf dil sınıfı öğrencilerimi bırakmanın verdiği vicdan azabı..onlar bu yıl sınava girecekler, yanlarında olmam lazım...

5 aydır evde oturmaktan sıkıldım, ama Aylinimi bırakasım gelmiyor hiç, sanki ölüme gidiyormuşum gibi, abartıyorum farkındayım ama hep o annelerin içindeki, sanki ona benden iyi kimse bakamazmış gibi geliyor hissi...


işe başlarsam diye nolur nolmaz alışveriş yaptım bugün malum çok kilo aldım ve eski kıyafetler olmuyor. aynada kendime bakınca bir hoşnutsuzluk.. yok yok bu böyle olmayacak sütten kesilmeden ama acilen rejime başlamalıyım, karar verdim, yarın büyük gün, yarından sonra hem okula hem rejime başlıyorum, yani inşallah .. :D

18 Kasım 2013 Pazartesi

kitap: bir film/bir kitap: silahlara veda


ilk önce silahlara veda (tadas blinda pradzia) filmini izledim ve açıkçası ününe rağmen film çok da ilgi çekici gelmedi bana. savaş zamanı zengin kız fakir oğlan aşkının yanı sıra savaşın haksızlığı, zengin ve güçlü ile fakir ve haklının mücadelesi mesajları veriliyordu filmde. birkaç iyi sahne dışında çok da etkileyici bulmadım filmi. beğendiğim bir iki cümle oldu filmde:

- atlar insanlardan daha iyidir, herşeyi anlarlar, sana ihanet etmezler

- ne zamandan beri güvensizsin?
-dostum olanların ihanetine uğradığımdan beri.
 bunun gibi bir iki sosyal mesaj içerikli güzel cümle vardı filmde.

***** filmin olumsuz ön izlenimi ile kitaba başladım. ve ilk birkaç sayfa beklediğim gibi çok yavan gitmesine rağmen kitabın ortalarına doğru biraz daha ilgi çekici gelmeye başladı olaylar. Savaşta ilkyardım görevlisi olan Tenente ile hemşire Catherine'nin aşkı düz ve yalın bir biçimde anlatılıyordu. ama aşkları bu dünyada gerçekleşmesi beklenemeyecek kadar sorunsuz anlatılıyordu. hiçbir tartışma yok, hiçbir kıskançlık, görüş ayrılığı yok. bunlar olsaydı aşkları biraz daha inandırıcı gelebilirdi.
     savaşla ilgili sahneler biraz daha heyecanlı verilebilirdi. sonuçta biz millet olarak efsanevi savaş sahneleri anlatımına alışığız :)
 kitapta da filmdeki gibi savaşın kötü olduğu sıkça bahsedilmiş.
ve savaşta bu kadar çok şarap içilebilmesi de bana garip geldi, bizim Kurtuluş Savaşında askerlerimizin bazı öğünleri aç geçirdiğini düşünürsek, kitapta savaşta bile çok sıkıntı çekilmediğini görürürüz :)
   Kitabın Catherine'nin ölmesi ile sonlanmasına şaşırdım daha farklı bir son bekliyordum.
   Catherine ölmeden önce karnındaki bebeğin doğum sırasında ölmesine üzüldüm. ama Tenente ölen oğlu için gayet hissiz idi, bu da ilginç bir durum.
   herşeye rağmen kitap kötü ya da okumaya değmez diye yorumlayamam. yine de okunması gereken bir kitap bence sonuçta .
kitapta beğendiğim birkaç cümle:

-savaş zaferle kazanılmaz
- ülkeyi elinde tutan aptal bir sınıf var,
onlar hiçbir şeyin farkında değiller ve olamazlar da.
o yüzden bu savaş var işte.



15 Kasım 2013 Cuma

kitap: dan brown -cehennem


 3 günde bitirme azmini gösterdiğim bu kitap diğer dan brown kitapları gibi bir klasik olmuş bile. olayların bir kısmının İstanbul'da geçmesi ise Türk okuyucuların daha çok ilgisini çekiyor.
   
    bu arada kitapta bolca masonizme, illuminatiye, dış ilişkiler konseyine gönderme yapılıyor.
 
    hani bazen kitap okuyormuş değil de film izliyormuş gibi hissedersiniz ya, bu kitapta da o hissi yaşadım. kitabı okurken kafamdan filmini canlandırdım. tahminimce da vinci şifresi, melekler ve şeytanlar gibi bu kitap da filme çekilecektir.
    yalnız kitabı okumak isteyenlerin öncelikle Dante'nin İlahi Komedya'sını okumasını şiddetle tavsiye ederim zira kitap neredeyse onun üzerine kurulu. ben de bu yıl okuduğum için kısmen de olsa bazı yerleri hatırladım. Dante'den etkilenip şiir yazan, resim yapan birçok sanatçı ve düşünür olmuştur.
   okuduğum kitapların bana bir şeyler katması gerektiğine inanırım hep. bu kitap da hem bilgi hem duygu açısından beni tatmin etti doğrusu.
       Mesela  bu ara baya İtalyanca kelime ve cümle öğrendim. hem 'İalyanca aşk başkadır' kitabı hem de bu kitap sayesinde. Bir ara İtalyanca öğrenmeye merak sarmış ve baya zevk almıştım. en azından 5 dk da olsa ilgilenme isteğim arttı bu kitaplar sayesinde.
------------- işte bazı örnekler:
1. Fermanti qui: burada dur
2. Ti prego: lütfen
3.Ciao: merhaba
4. Lei parla Inglese?: İngilizce biliyor musunuz?
5. Per l'amor di Dio: Tanrı aşkına
6. Ferma o sparo: dur yoksa ateş ederim.
7. Bienvenue: welcome
8. Cos'e successo? ne oldu?
9. Scusi? afedersiniz?
10. Ma certo: tabiki
11. E chiusio? kapalı
12. Non si puo entrare: girilemez
13. Insomma!/Finalmente : sonunda!
14.Non posso: yapamam
15.Buongiorno!:iyi günler!
16. Dio mi salvi! Tanrı beni korusun!
17. Perche?: niye?
18. Grazie: Teşekkürler!

    ------------kitapta sevdiğim bazı cümleler ve bilgiler:
     * Cehennemin en karanlık yerleri, buhran zamanlarında tarafsız kalanlara ayrılmıştır.

      * delilik, deliliği körükler.

       * Floransa, İtalyan Rönesansının doğduğu yerdi.

       * Yedi ölümcül günah: kibir, hırs, şehvet, kıskançlık, açgözlülük, öfke, tembellik.

        * İnsanoğlu çaresiz kaldığında.... hayvanlaşıyor.

        * Hristiyanlar yüzleri, Müslümanlar kelimeleri sever.
 
        * Giorgio Vasar: ilk sanat tarihçisi
- Kıyamet denklemi: İnsan nüfusu artmaya devam ettikçe sonunda kendi sonunu kendi getirecektir.
- Kitapta adı geçen bir film: küçük bir romantizm filmi:
video

Göksel Gülensoy Ayasofya'nın Derinliklerinde belgeseli:
video

kitapta adı geçen Franz Liszt: Dante Senfonisini indirdim ama buraya yükleyemedim, dinlemenizi tavsiye ederim.
Yerebatan'daki Medusa heykeli:


kitapta beğendiğim bazı bölümler: 


































12 Kasım 2013 Salı

kitap: İtalyanca aşk başkadır

     5-6 gündür yoğun tempodan ancak bitirebildim bu kitabı. kış okuma şenliği kapsamında evden ikinci el kitap götürüp kitapcıdan takas olarak bunu almıştım ve senelerdir adı ilgimi çekerdi.
     kitabı okurken film izliyormuşum havasında hissettim kendimi, yer yer gereksiz uzatmalar yapılmış, kitap biraz daha kısa olabilirmiş tabii ama yine de çok akıcı buldum kitabı.
    eleştirdiğim bir başka yön de türkçeye çevrilirken İtalyanca yazılan kelimelerin dipnot olarak çevirmen tarafından yazılmaması oldu.
      Signora ve Aidan arasındaki duyguların kitabın daha en başında hissettirilmesi bence heyecanı azaltmış.
      kendim de dil öğretmeni olduğum için ayrıca bir dil öğrenmenin insan hayatında ne gibi değişiklikler yaratabileceğinin ve insanları nasıl birleştirebileceğinin bir örneğini gördüm bu kitapta.
    ve kitabı okurken zaten önceden hafiften başlayıp bırakmış olduğum İtalyanca öğrenme sevdası alevlenmiş oldu. fırsatım oldukça en azından bir iki kelime de olsa ilerletme sözü verdim kendime. hatta kitapta önceden öğrendiğim kelimeleri görüp hatırlayınca sevindim. zaten dil öğrenmenin en güzel yanlarından biri de bu. bir filmde, şarkıda, kitapta öğrendiğimi pekiştirebilmek beni mutlu ediyor.
   Signora ve Aidan arasındaki ilişkiden başka Connie'nin hayatı ve Laddy'nin yaşamı kitapta en ilgi çekici yönlerdendi bana göre.
    yapılan kursun sonunda İtalya'ya gidip hayallerini gerçekleştirmeleri çok hoşuma gitti, 'keşke ben de en azından dil sınıflarımı alıp İngiltere'ye götürebilsem' dedim okurken.
    yarın yeni bir gün ve yeni bir kitapla buluşmak için şimdilik hoşçakalın :)

aman diş caaanım diş

ya daha çok erken değil mi demeye kalmadan baktım bizim kız diş sancılar çekmeye başlamış. her gün az biraz mızmızlıkla uykuya dalan düzgün karnını doyuran bebek emmez, uyumaz oldu birkaç gündür. baştan anlamadım. ateşi mi var, yediğim bişey mi ona dokundu, hasta mı derken baktım ki ağzından sular akıyor elini sürekli ağzına götürüp cork cork emiyor. aha dedim çok erken! ee diş bu sana öyle bir günde çıkacak şey değil ki damaklar hazırlanıyor demek ki yavaş yavaş. parmaığımı yakalayınca yiyecekmiş gibi ağzına atmaya başladı, tabi benim pimpirikli kocam durur mu karışmadan: 'ellerini ne kadar yıkasan da mikrop kalır, tırnaklarının arası falan mikropludur, verme elini, o da parmağını emmesin',  oy anam babam yandık biz daha bunlar iyi günlerimiz, bir de çıkmaya iyice yaklaştığı zamanlar ne halt edeceğiz bakalım.  :S
hanımefendi iyice duygusala bağladı bu dişler yüzünden. oyun halısına bırakıyorum ağlıyor, uyutmaya beşiğe koyuyorum ağlıyor bakalım ne edeceğiz?
diş kaşıntısı için eczanelerde jeller satılıyor ama çevremdeki taze anneler çok mecbur kalmazsam kullanmamamı tavsiye ediyor umarım gerek kalmaz.
internetten araştırdığım kadarıyla elimizle hafif masaj yapmamız sakıncalı değil tam aksine yatıştırıcı tabi ellerimizi yıkamak kaydıyla :D
sık sık olmamak şartıyla soğutulmuş dişlik verebileceğimiz yazılı, bunu yapacaksam ayline yumuşak bir dişlik almam gerek.
temiz bir bezi ısırmasına da izin verebilirsiniz.
bu arada internette araştırma yaptım biraz şunlar yazıyor:
'İlk dişler, altıncı aydan itibaren çıkmaya başlar
Her ne kadar ilk diş genelde 6. aydan, hatta bazen bir yaştan sonra çıksa da, 2. aydan itibaren görülmesi de mümkündür. Ender olarak bazen bebekler bir veya daha fazla diş ile doğabilirler. Çok sallanıyorlarsa bunların çekilmesi gerekebilir çünkü onları yutma olasılığı vardır veya emzirme esnasında sorun teşkil edebilirler. Genelde ilk çıkan diş ön taraftandır. Diş, diş etine yaklaştıkça o bölgede kızarıklık, şişlik, hassasiyet görülebilir. Hatta bazen dişin çıkacağı bölgede ufak sıvı ile dolu bir oluşum da gelişebilir. Bu kistik yapılar genelde zararsızdır ve özel bir girişime gerek yoktur. 20 adet süt dişlerinin tamamının çıkması genelde üç yaşına doğru olur. Kalıcı dişler altı yaş civarında çıkar. Bazı dişler çıkarken diğerlerine kıyasla daha ağrılı olabilir. İlk çıkan diş bazen en kötüsü olabilir. Bazen daha büyük azı dişleri de sorun çıkartabilir. Bir anda birden fazla dişin çıkması da mümkündür.' (http://www.babystar.com.tr)
 3 yaşa kadar sürecek bir zaman dilimi.. oyy gözüm korktu vallaa!

10 Kasım 2013 Pazar

Mustafa Kemal'i anlamak bu değil!!!!


 Her 10 Kasım'da aklıma bu şiir gelir. her 10 Kasım' da derim Mustafa Kemal'i anlamak bu değil diye.....
fazla söze gerek yok buyurun efendim....
Atatürk'ten Son Mektup / (Halim Yağcıoğlu)
ATATÜRK'TEN SON MEKTUP
Siz beni hâlâ anlayamadınız,
Ve anlayamayacaksınız çağlarca da,
Hep tutturmuş "yıl 1919, Mayısın 19'u" diyorsunuz,
Ve eskimiş sözlerle beni övüyor, övünüyorsunuz.
Mustafa Kemal'i anlamak bu değil,
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.
Bırakın o altın yaprağı artık,
Bırakın rahat etsin anılarda şehitler,
Siz bana neler yaptınız ondan haber verin,
Hakkından gelebildiniz mi yokluğun, sefaletin,
Mustafa Kemal'i anlamak yerinde saymak değil,
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.
Bana muştular getirin bir daha,
Uygar uluslara eşit yeni buluşlardan;
Kuru söz değil iş istiyorum sizden anladınız mı,
Uzaya Türk adını Atatürk kapsülüyle yazdınız mı,
Mustafa Kemal'i anlamak avunmak değil,
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil
Hâlâ o acıklı ağıtlar dudaklarınızda,
Hâlâ oturmuş 10 Kasımlarda bana ağlıyorsunuz,
Uyanın artık diyorum, uyanın, uyanın,
Uluslar, fethine çıkıyor uzak dünyaların.
Mustafa Kemal'i anlamak göz boyamak değil,
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil
Beni seviyorsanız eğer ve anlıyorsanız,
Laboratuvarlarda sabahlayın, kahvelerde değil,
Bilim ağartsın saçlarınızı, kitaplar,
Ancak böyle aydınlanır o sonsuz karanlıklar.
Mustafa Kemal'i anlamak ağlamak değil,
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.
Demokrasiyi getirmiştim size, özgürlüğü
Görüyorum ki hâlâ aynı yerdesiniz hiç
ilerlememiş;
Birbirinize düşmüşsünüz halka eğilmek
dururken,
Hani köylerde ışık, hani bolluk, hani kaygısız
gülen,
Mustafa Kemal'i anlamak işitmek değil,
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.
Arayı kapatmanızı istiyorum uygar uluslarla,
Bilime, sanata varılmaz rezil dalkavuklarla,
Bu vatan, bu canım vatan sizden çalışmak ister,
Paydos öğünmeye, paydos avunmaya, yeter,
yeter,
Mustafa Kemal'i anlamak aldatmak değil,
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.

Halim Yağcıoğlu

8 Kasım 2013 Cuma

YAŞASIN UYKU EĞİTİMİ !

     evet yaşasın uyku eğitmi! :D
     bir ara her ne kadar bu konuyla kafayı bozacak kadar kafaya taksam da sonunda başardım hem de korktuklarım başıma gelmeden :)
tabi öyle 'pat' diye oldu diyemem. o kadar basit değil :)
öncelikle burdan Tracy Hogg ablama teşekkürü borç bilirim. 'Bebek bakım sorunlarına mucizevi çözümler' kitabı en büyük yardımcım oldu bu konuda.  bu kitapla paralel doğrultuda olan 'Bebek yapım bakım onarım' bloğuna da teşekkürü borç bilirim :) sık sık ordaki yazıları ve yorumları okudum. bu iş nasıl yapılmalı onu öğrenmeye çalıştım. ara ara ben de sorular sordum. kitapta okuyup kafama takılanları sordum genelde.
          ve tabi en önemlisi Aylini gözlemledim sürekli. uykusu ne zaman geliyor. uyurken ne istiyor. yani emzik istiyor mu, bişeye sarılmak istiyor mu? nerde uyumak istiyor, oda sıcaklığı ne kadar olmalı bunlara cevap bulmaya çalıştım.
her bebeğin huyu farklı, Aylin uyurken emzik istedi. bir ara emziği düşürdükçe uyanıp ağladı, bazen  iyice dalana kadar 10 dk da bir gidip emziği ağzına verdiğim dönemler oldu.
ilk zamanlar gündüzleri salonda anakucağında gece beşikte yatırıyordum. daha sonra bu blog ve kitap sayesinde gece-gündüz aynı yerde yatırmanın gerekli olduğunu öğrendim. öyle de yaptım.
             bir kere en önemli şeyin rutin olduğunu öğrendim bu kitaptan. bebek yavaş yavaş büyümeye başlarken artık emzirme işinin uyumadan önce değil, uyanınca yapılması gerektiğini öğrendim.
             ilk önce çok zorluk çektim bu konuda. Aylin uyurken de emzirilmeye alışmıştı artık bunu yapmamaya başladım. öncelikle kitaptan kaç aylık bebeğin genelde kaç saatte bir emzirilmesi gerektiğine baktım. 4-4lük programda yani 4 aylıkken 4 saatte bir yazıyordu mesela. tabi dakikası dakikasına uymasına gerek yok bunun. zor da olsa Aylin de alıştı bu rutine.
         önceden banyoyu bazen sabah saatlerinde bazen gece yatmadan yaptırıyordum. uyku vaktinin geldiğini anlaması için ve sabah yaptırıp dışarı çıkınca üşütme ihtimali olduğu için banyo saatini uyutmadan önceye aldım. genelde akşam 5-6 gibi yıkıyorum artık. banyodan sonra karnını iyice doyurmaya çalışıyorum ki iki de bir uyanıp uykusu bölünmesin.
uyku eğitimi 4. ayda başladığı için Aylinin 4 aylık olması için sabırsızlanıyordum. 4 aydan önce şşş-pat yöntemini kullanabileceğimiz yazıyordu kitapta. ben de öyle yapmaya başladım. tabi Aylin sallanmaya alışık olduğu için ilk zamanlar çok ağladı. sabrım tükenecek gibi oldu çoğu zaman ama sabrettim.
Aylin önce şşş-pat yöntemine alıştı. sonra Aylin'e bir uyku arkadaşı aldım. şirinler maskotu. adını 'Cafer' koydum :) önce uyuduktan sonra beşiğin köşesine koydum ki uyanınca onu görsün çok yakın olmasın.
               Aylin 4. aya girince asıl uyku eğitimi vakti gelmişti ama ben korkuyordum nasıl yapacam diye. önce yavaş yavaş sırtına pat pat yapmayı bıraktım. sonra sadece gözlerini elimle kapamaya başladım.
veee bugün çamaşır asana dek beşikte beklesin diye ağzına emziği verdim ve Cafer'i yanına koydum. başladım çamaşır asmaya aynı odanın camından. o kendi kendine ııı-ıııı diye ses çıkarırken baktım gözleri kapamış uyuyor :D sevinçten uçacaktım nerdeyse :D
         
 sonraki gündüz uykularında da aynı şeyi yaptım, emzik ağıza, Cafer yanına ve hep yanında bekledim, o emziği düşürdükçe ağzına verdim ve çok şükür hepsinde de kendi kendine uyumayı başardı meleğim maşallah :D
başarılarının devamını diliyorum küçük Aylin :D
allah seni nazarlardan saklasın bebeğim :)



6 Kasım 2013 Çarşamba

kitap: gizemli coğrafyalar-orhan kural


orhan kural hem bir çevreci hem bir gezgin hem de bir bilim adamı. 'modern Evliya Çelebi' olarak biliniyor. 207 ülke gezmiş. önceden de bir iki kitabını okumuştum.
gezdiği farklı yerlerle ilgili bilgilendirici yazılardan oluşan bu kitap benim gibi gezme meraklısı olup şu ara gezemeyen biri için çok ilgi çekici.
MADAGASKAR: orhan bey burayla ilgili çok enteresan bilgiler paylaşmış. fady adı verilen tabular bu ülkede çok yaygın. evdeki iki kapıdan sadece biri kullanılıyor, diğeri ölülerin evden çıkarılması için kullanılıyor.  ölü gömücülerinin çıplak olması gerekiyor. sünnetler cuma ile başlayan yıllarda oluyor ve 7 gün sürüyor. mezarlara çıplak ayakla giriliyor. mezar taşları tahtadan ve prestij göstergesi.
dünyanın 4. büyük adası olan bu yer flora fauna açısından oldukça zengin. madagaskar menekşesi kan kanseri tedavisinde kullanılıyor. lemur ve bukalemunlar buraya özgü. baobab ve agavlar da buraya has.

                                                                       baobab
SLOVENYA: sularla kaplı bu ülkeyi fotoğraflarla anlatacağım:
                                                              bohinj gölü
                                                              postojna mağarası
predjama kalesi: bizim sümelaya benziyor dimi? :)
  MALTA: 
                                              gozo adası
blue gratto-mavi mağaralar
KOSTA RİKA: işsizliko oranı %5, okuma yazma %95, topraklarının %21i milli park. 
guanacaste-yeşil cennet
KOMOR ADALARI:oldukça fakir olan bu müslüman ülkede dinimizce 'mundar' kabul edildiği gerekçesiyle bütün köpekler öldürülmüş! 
PORTEKİZ: ispanya gibi burda da boğa güreşleri oluyor. bizim arabeske benzer fado adlı müzik türleri var. başkent lizbon bizim istanbula pek benziyor. 

evora dünya mirası listesine alınmış bir kent. 
orhan kural'ın portekiz yazısını okuduktan sonra bir gün ben de buraları göreceğim dedim kendi kendime, inşallah :) 

OKUMA ŞENLİĞİ | KIŞ 2013

       pinuccia'nın bloğunda başlattığı kitap okuma şenliği 3kasım 2013-3mart 2014  tarihleri arasında. yaz aylarında da gerçekleşmiş ama maalesef haberim olmamış, bunu görünce çok sevindim, oh be dedim şölen havasında yarışırcasına, paylaşımlarla kitap okuyacağım. tabi 3.5 aylık bebişimle ilgilenirken artık ne kadar vakit bulabilirsem :)
şenlikte bazı kurallar var:  her kitap enaz 200 syf olmak zorunda. bunun gibi kurallar için buraya tıklayın: http://pinucciasbooks.blogspot.com/2013/11/okuma-senligi-kis-2013.html
liste zaman geçtikçe değişiklik gösterebilir. :) 
1. Kategori (10 puan): Altın Kitaplar Yayınevi’nden çıkan bir kitap okuyanlara.
dan brown-cehennem 574 syf- okuyorum şu an 

2. Kategori (10 puan): Kütüphaneden ödünç alınmış veya sahaftan satın alınmış bir kitap okuyanlara.
orhan kural-gizemli coğrafyalar-260 syf-- okudum
 İstanbul Sultangazi Atatürk Lisesi kütüphanesinden ödünç aldığım kitaptır kendisi :) 

3. Kategori (10 puan): Adında bir hayvan adı olan bir kitap okuyanlara.
ölü erkek kuşlar

4. Kategori (15 puan): 600 sayfadan uzun bir kitap okuyanlara.
gülün adı-umberto eco 

5. Kategori (15 puan): Nobel Edebiyat Ödülü kazanmış bir yazarın bir kitabını okuyanlara.
yüzyıllık yalnızlık- gabriel garcia marquez-356 syf.

6. Kategori (15 puan): Türk edebiyatında klasik kabul edilen bir roman okuyanlara.
sinekli bakkal-halide edip adıvar

7. Kategori (15 puan): Hiç okumadığınız bir ülke edebiyatından bir kitap okuyanlara.
italyanca aşk başkadır- meave binchy 415 syf.-irlandalı-okudum

8. Kategori (20 puan): Sinemaya uyarlanmış bir kitabı okuyup filmini izleyenlere.
sşlahlara veda-hemingway

9. Kategori (20 puan): Adında kış mevsimine ilişkin bir sözcük olan veya konusunda kış teması olan bir kitap okuyanlara.
sarıkamış-ismail bilgin-299 syf.

10. Kategori (25 puan): Yasaklanmış bir kitap okuyanlara.
cervantes-don kişot 

11. Kategori (25 puan): Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk hakkında yazılmış bir kitap okuyanlara.
selanik'te sonbahar-tuna kiremitçi

12. Kategori (25 puan): Yayınlanmış en az beş kitabı olan bir yazarın ilk kitabını veya romanınıokuyanlara.
göl insanları-kemal tahir

13. Kategori (25 puan): Bir biyografi veya otobiyografi okuyanlara.
kaplumbağa terbiyecisi-

14. Kategori (30 puan): Okuma yazmayı öğrendiğiniz yıl ilk kez yayınlanmış bir kitap okuyanlara
gazoz ağacı-sabahattin kudret aksal 

15. Kategori (40 puan): Bir üçleme veya aynı seriden üç kitap okuyanlara
yaşar kemal-orta direk-dağın öte yüzü 1
yaşar kemal- yer demir gök bakır-dağın öte yüzü 2
yaşar kemal- ölmez otu-dağın öte yüzü 3

bu arada  özellikle değiştirebilirim yazdıklarımda öneri ya da ödünç kitap gönderme yardımlarına minnettar olurum ;)

                                                            bu eski listenin fotosu idi 

                                                                    bu da yeni liste fotom :)

4 Kasım 2013 Pazartesi

zaman geçtikçe artan aşk..

        benim bildiğim aşk zamanla heyecanını kaybeder, kum saati gibi zaman geçtikçe azalır/dı.. ama evlada duyulan aşk, bambaşkaymış, kızıma baktıkça, her gün gelişimini izledikçe ona duyduğum aşk gittikçe artıyor. ona sahip olduğum için allaha her gün şükrediyorum. her ne kadar yorulsam da, kariyerim ve sosyal hayatım geri planda kalsa da o hayatımızda olduğu için çok mutluyum.
         elini hafifçe tutup çektiğimde kendini ileri atıp kalkmak istiyor , bu çok hoşuma gidiyor :)
         dün gece uyurken emziği suratının üstüne fırlatmış, görünce çok güldüm :D

         bu arada rapor olayına geçici bir çözüm bulabildim sonunda, onca özel/devlet hastanesi ve doktorla görüştükten sonra.. heyet raporu alamadım. ama kendi doktorum 10-10 toplam 20 gün rapor verebileceğini söyledi. bugün 10 günlük raporu alıp aylini de evde babasına bıraktığım için taksiye atlayıp hemen okula gittim teslim için. okula girdiğimde sanki orda hiç öğretmenlik yapmamış gibi hissettim kendimi, bir gürültü, bir curcuna.. öğretmenler odasına girdim çoğu öğretmen yeni gelenler, çoğu türbanlı birçok hoca gelmiş. biraz hoşbeş sohbetten sonra yine taksiyle eve döndüm. o zaman zarfında bile kızımı özlemişim. aralıkta işe başlayacağım ama aylini bırakıp nasıl gidecem bilmiyorum şimdilik düşünmek de istemiyorum. zaten bu rapor
olayına bayadır canım sıkkındı az keyfim yerine geldi az böyle kalsın.
   bu arada aylin uyudukça fırsat buldukça kitap okuyorum, film izliyorum, eski enerjime geri dönmeye çalışıyorum yavaştan.ve dün ilk defa uzun aradan sonra gitarımı elime aldım, bozulan kombi gitar kılıfını ıslatınca açıp bi bakayım dedim paslanmış mı diye :D elime almışken aylinin vereceği tepkiyi merak ettim :D

 tabi daha yapacak çok şey var. spora başlamak, emzirmek için  diyet olmasa da kilo kontrolü, örgü örmeye başlamak gibi. tabi bu örgü örme isteğinde hem kışın yaklaşması, hem aylinim için kendim bişeyler yapabilme isteğim hem de okuduğum kitabın etkisi var :)

   aamir khan filmlerine sardım bu ara, hepsi aynı kalitede olmasa da taare zameen par ve 3 idiots filmi harikaydı.